(ana sayfaya dön)

 

Zipistanbul dergisiyle 16 Ocak 2007 tarihinde yapilmis soylesidir.

1)                  Son dönemde çocuk yetiştirme yurtlarında yaşanan taciz, tecavüz olayları, çocuk pornografisinin Türkiye’de oldukça “yaygınlaştığının” açıklanması, çocuk pornosu sitelerine girenlere yönelik tutuklamalar vs. oldukça arttı ve bu olaylar medyada çok fazla yer bulmaya başladı. Son olarak medyada bu çocuklara yönelik istismarın yaşandığı yerlerden birisi olarak Nesin Vakfı gösterildi. Ama daha sonra ortada bir suçun olmadığı, bir iftiranın atıldığı anlaşıldı. Öncelikle şunu sormak istiyorum; çocuklara yönelik taciz, istismar, çocuk pornografisi derken bu durum nereye gidiyor, medya tarafından neden bu kadar göz önüne getiriliyor (çünkü bu senelerdir sosyologlar, akademisyenler tarafından söylenen ama kimsenin söylemek istemediğibir konuydu) ve neden Nesin Vakfı’na böyle bir iftira attılar?

Ali Nesin. Bu olaylar patlak verdikten sonra internet’te benzer haberleri buldum ve gözlerime inanamadım. Belli ki, çocukları korumak bahanesiyle, çocuklara asıl tacizi medya yapıyor. Her şeyden önce henüz sonuçlanmamış davaları konu yapıyorlar ve sanıkları “işte sapık!” nidalarıyla lanse ediyorlar. Haberin yanında yer alan görsel malzeme ise başlı başına bir makale ve sosyopsikolojik analiz konusu.
Çok bariz biçimde medya toplumumuzun derinde kalmış bazı gizli saklı duygularını gıdıklamak, bundan yararlanmak istiyor.
Bu söylediklerim bugünün bir saptamasıdır. Yadsınamaz. Nereye gittiğimiz konusunu siyasetçiler ve sosyologlar ele alsın. Benden bu kadar!

2)                  Çocuklar haksız yere tutuklandılar ve cezaevlerinde işkence gördüler. Gazetelerdeki açıklamalarınızdan Nimet Çubukçu’nun sizi aradığını ve gerekenin yapılacağını söylediğini öğrendik. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Ali Nesin. Evet, Nimet Çubukçu sağolsun, aradı ve destek oldu, ama gerekenin yapılacağını söylemedi. Söyleyemezdi çünkü kendisi benden daha çaresizdi. Hani Nasrettin Hoca damdan düşmüş de, “bana damdan düşen birini bulun, halimden ancak o anlar” demiş ya, Nimet Çubukçu’nun telefonu da benim için aynı değerdeydi. Medya müthiş güçlü. Biz ise güçsüzüz. Üç beş kuruşla ve canla başla toplumun en mağdurlarını, en korunaksızlarını, en çaresizlerini korumaya çalışıyoruz. Bizim gibi bir sivil toplum örgütü olarak gördüğüm medyayı, ya da diyelim medya diye adlandırdığımız grubun önemli bir kesitini yanımızda görmek isteriz. Çünkü biz düşman değiliz. Düşman nerde bilmiyorum ama biz değiliz! Sanırım Oscar Wilde’ındır bu laf: Herkes 40 yaşında hakettiği surata kavuşur. Bize ve diğer kurumlara bu kötülüğü yapanlar günün birinde hakettikleri surata kavuşacaklardır. Daha da kötüsü hepimizi kendilerine benzetmeleridir.
Sağcı ya da solcu, dinci ya da laik, hangi düşüncede olursa olsun, bir toplumun bireylerinin ortak bazı değerleri vardır. Bu değerlerin en doğalı da en zayıfları korumaktır. Bir toplumda çocuklar bile korunamıyorsa, çocukları koruyanlar düşman gözüyle bakılıyorsa, o toplumun ayağının altındaki toprak kayar, zemin yok olur gider ve işte o zaman ne sağcısı kalır ne solcusu, ne dincisi kalır ne de laiği. Siyaset, felsefe, ekonomik düzen, hukuk gibi konularda kıyasıya vuruşalım, ama çocuğun korunmasına gelince orada bir duralım, bu konunun bir tür dokunulmazlığı olsun. Bundan sonra yapılması gereken basın kanununda çocuklara ve çocuk bakan kurumlara değgin haberlerle ilgili bazı değişiklikler yapmaktır. Buna gücüm ve enerjim yeter mi bilmem, ama yapılması gereken kesinlikle budur.

3)                  Tecavüz olayıyla ilgili haberler TV’lerde yayınlanmaya başladığı zaman birçok insan Nesin Vakfı’nda böyle bir olayı yaşanmasını şaşkınlıkla karşıladı. Çocukların suçsuz olduğunu anlaşılsa da Nesin Vakfı’nın toplumda oluşturduğu imajında bir zedelenme oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ali Nesin. Evet. Korkarım “çamur at izi kalsın” deyimi boş bir laf değil. N’apalım! Gerçekle yüzleşmek zorundayız. Öte yandan bu olayla birlikte yandaşlarımızla daha sıkı bir işbirliği başladı. Umarım bu iş birliği bir anlık ayran kabarması değildir ve arkası gelir. Çünkü Nesin Vakfı, etkinliklerine bir süre ara verebilecek vakıflardan değil. Çocukların karınları her gün doymalı, çocuklar her gün ısınmalı, yıkanmalı, okumalı, şefkat görmeli. Çocuklara bu hafta size yemek yok diyemeyiz. Ama biz Aziz Nesin’in deyimiyle “varından değil yoğundan veren” halkımıza güveniyoruz. Nitekim bu olaylarla birlikte her biri küçük de olsa bağış sayısında artış oldu.

4)                  Bildiğimiz kadarıyla birçok kişi ve kuruluş Nesin Vakfı’na bu olayda destek oluyor ve suçluların cezalandırılmasını istiyor. Bu olayların yaşandığı süreçte çevrenizdeki insanlardan aldığınız tepkiler nasıl oldu?

Ali Nesin. Gözyaşartıcı! Gerçekten öyle. Doğrular balçıkla sıvanmıyor. 

5)                  Eklemek istedikleriniz…

Ali Nesin. Düşünüyorum da... Ya rapor olumlu çıkmasaydı... Halimiz nice olacaktı? Ya kızımıza Vakf’a gelmeden önce bir şey yapılmış olsaydı? Ya annesiyle on günlük tatile çıktığında başına bir şey gelmiş olsaydı?.. Demek ki bundan sonra Vakf’a gelen her çocuğu tıbbi muayeneden geçirmeliyiz... Demek ki ailesiyle tatile çıkan her çocuğu, hem çıkarken hem de Vakf’a giriş yaparken tıbbi muayeneden geçirmeliyiz. Demek ki koridorlara kameralar yerleştirmeliyiz. Demek ki özel yaşamı hiçe sayarak odalarını kitlemelerine izin vermemeliyiz. Demek ki kızları ve erkekleri ayırmalı, hatta araya dikenli tel çekmeli, nöbetçiler dikmeliyiz. Çünkü önlem almamız yetmiyor, bir de ayrıca gereken tüm önlemleri aldığımızı kanıtlamamız gerekiyor. Biz kimi koruyacağız? Çocukları mı kendimizi mi? Hayır! Bu tuzağa düşmeyi reddediyorum. Özgürlük tehlikelidir, ama korku ölümcüldür.

Ali Nesin

(ana sayfaya dön)