2003 Aralık

Sevgili Dostlar,

Trakya’nin dondurucu kislarindan birini daha yasiyoruz. Vakif binasi kaloriferli elbet, kalorifersiz vakif mi olurmus! Ancak yeterince yer olmadigindan Vakif binasindan sürüldüm, ordan oraya atildiktan sonra kendimi Dereboyu’ndaki evde buldum. Babamin tavuk kümesi olarak baslattigi, kümesi çok begenip üstüne güvercinlik yaptirttigi, güvercinlige bayilip üstüne bir de kendine çalisma odasi çiktirttigi, daha yasasaydi gökdelen yaptirtacagi üç katli temelsiz ve kalorifersiz evin güvercinlik katinda yasiyorum.

Babam kendi oturdugu yerlere ve kütüphanelere kalorifer yaptirtmamisti. “Kitaplarla ben üsümeyiz” diye düsünüp kömür parasindan tasarruf etmisti. Aziz Nesin üsümez ve Aziz Nesin’e biseycikler olmaz, ama kitaplar üsümeseler de nemden çürürler. Kütüphaneye kalorifer yaptirttik. 26 bin kitabi ve belge dolu 1500 dosyalik arsivi korumak bedava olmuyor. Aziz Nesin’in yasadigi yerler hâlâ kalorifersiz.

Her gün 400-500 kilo kömür yakiliyor Vakif’ta... Yasemin Tutal, Nesrin Kapkaçci, Yilkarbon ve Atakas şirketleri, Ali Meral ve Yedikulespor sayesinde, eger çok sert geçmezse, bu kisin sonunu kömür almadan getirebilecegiz.

Mahkemeden henüz bir haber çikmadi. Ama hiç merak etmiyorum sonucu. Kaybetmemiz olasi degildir. Kendimizi çok iyi savunduk durusmada, mubasir bile bir an kendini kaybedip avukatimizi alkislamisti. Rakibimizin performansini soracak olursaniz... Tahmin edebileceginiz gibiydi...

19 Aralık Cuma gecesi, saat 20’de Aziz Nesin’in 88inci dogumgününü kutluyoruz. Yer: Ahırkapı Lokantası, Armada Oteli, Ahırkapı, Istanbul. Davetiye için 0533 711 85 61  ya da 0212 291 49 89. Anma yok, ucuz söz yok, nutuk yok, hüzün hiç yok, “iyi ki dogdun” nagmesi kesinlikle yok, sadece biz bize eglenecegiz. Yalniz, gecenin ilerleyen saatlerinde halay çekenleri, göbek atanlari ve Öner Yagci’nin türküsünü engellemeye kimsenin gücü yetmez (bu kadar güzel bir çirkin ses hiç dinlememissinizdir.)

Geçen mektubumda arazimizi acimasizca yiyen dereyi baharda islah edecegimizi yazmistim. Vakif binasinin projesini çizen Tan Oral Dereboyu’na da bir proje çiziyor. Oraya, gözyasartici ne kelime, hüngür hüngür aglatici romantizmde bir gezi alani yapmayi tasarliyoruz. Bunun için de tasa, topraga ve insaat mühendisine gereksiniyoruz.

Çoluk çocuk çalisarak yolumuzu yaptik. Artik geceleri çamura batmadan, taslara takilmadan, bisikletlere, kaydiraklara çarpmadan yolumuzu bulabiliyoruz. En çok da Umut çalisti yol yapiminda. Umut’tan söz etmistim daha önce, hani Vakf’a bir elinde tas, bir elinde sopa bir canavar olarak gelmisti de daha sonradan çocuga dönüsmüstü, hani sünnetçisiyle pek iyi geçinemeyen, iste o küçük Umut o kadar memnundu ki kendinden küregi sallarken...

Tek kusuru var Umut’un: Kizlari dövüyor. Sekiz kiz bana gelip Umut’u sikayet ediyor: “Alyabi (Ali Abi demektir), Umut bizi dövüyor...” Siz de onu dövün, diyorum, sekiz kizsiniz... Dövemiyorlar... Elbet kizlari sevecek yasa da gelecek. Heyecanla bekliyoruz.

Hazir yolu yapmisken bir de bir ekmek firini ve kamp atesi çukuru yapalim dedik. Uzun yaz geceleri kuzu çevirecegiz, sonra da bir güzel ates yakip yalniz yildizlara türkü yakacagiz.

Seramik atölyemizin tornasi bas döndürücü bir hizla dönüyor. Seramikçilerimiz Esengül, Gülcan ve Saliha esi benzeri görülmemis güzellikte seyler yaratiyorlar. Meger mutluluk için sadece çamur yeterliymis. Yaptiklarini hediye fuarinda satip Vakf’a gelir saglayacaklarmis... Yapmayin etmeyin diye yalvariyorum, fayda etmiyor, cânim seramikleri yok fiyatina satacaklar. Sanattan hiç anlamiyorlar!

Sadece Umut degil, hepimiz canavar gibiyiz, canla basla çalisiyoruz.

Sevgiler,

Ali Nesin