2001 Temmuz

Sevgili Dostlar,

Geçen ay zaman bulup da Vakif mektubunu yazamadim. O zamandan bu zamana neler oldu Vakif’ta?
7 Temmuz’da Aziz Nesin’i andik. Piknik yaptik, yedik içtik, sarkilar, türküler söyledik, siirler okuduk, çocuklarimiz Aziz Nesin’in “Yüzde Kaç Aptaliz” adli öyküsünü sahnelemisler, onu seyrettik, hem sahneleme hem de oyunculuk gerçekten çok basariliydi. Sonra gece ates yakildi.

Yasa gömülmedik, hiçbir zaman da gömülmeyecegiz. Tam tersine... Vasiyetiydi, “Arkamdan aglamayin” demisti. Hastanedeydi, kalbinden rahatsizdi, ölümünden bir iki hafta önceydi. Salya sümük hüngür hüngür aglayan bir delikanli görmüs koridorda.

- Herhalde anasi, babasi, bir yakini ölmüstür... demisti. Sakin ha arkamdan böyle aglamayin. Ben bile hala daha babami düsündükçe aglarim, ama yalniz basimayken... Böyle kendinizi koyvermeyin uluorta...

Daha daha neler oldu Vakif’ta?

Çocuklarimiz karnelerini aldi, çogu geçti, sinif atlayanlarimiz bile oldu, birkaçimiz da kaldi. Önemli degil, onlar da seneye geçerler. Liseyi bitiren gençlerimiz üniversite sinavlarina girdi. Bunlar olagan gelismeler elbet...
Ama bizim için çok önemli bir gelisme var: Süleyman oglumuz basimiza ressam oldu! Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitirdi. Seneye Isviçre’ye gidiyor. Bir yil orada kalacak. Mehmet Ali oglumuz da edebiyat ögretmenliginden mezun olacak bu yaz sonunda.

Süleyman’la Mehmet Ali yasama atilirken, iki yeni çocuk daha aliyoruz aramiza. 4 ve 7 yaslarinda iki kiz çocugu. Bakalim onlar büyüyünce ne olacaklar?

Aziz Nesin’in arkada biraktigi arsivi rutubetten, börtü böcekten, farelerden, gün isigindan, tozdan ve insanlardan koruyacak bir arsiv odasi yaptik. Aziz Yengin’in katkilariyla ve Theo Hasselo’nun emegiyle... Kendilerine tesekkür ederiz.

Sayin Kültür Bakanimiz Istemihan Talay’in tesvik etmesiyle aylarimi vererek hazirladigim Aziz Nesin Arsivi projesi, gene Sayin Kültür Bakanimiz Istemihan Talay tarafindan reddedilmisti. Kendi ciliz olanaklarimizla elimizden geleni yapiyoruz.

Keske Aziz Nesin yasasaydi da Vakf’inin ne kadar canli, ne kadar neseli oldugunu görseydi... En azindan her yil birkaç dakika olsun Vakf’i görebilse, sonra tekrar yumsa gözlerini...
Bir yildan uzun bir süredir haftasonlari Aziz Nesin’in Mumhala’sini yayina hazirliyorum. Mumhala, Aziz Nesin’in güncesidir. Birinci cildi eski Türkçeden çevrilip 1996’da yayimlanmisti. Bu arada ben de eski Türkçe ögrendim ve eski çevirideki birkaç yanlisi düzelttim. Vakif’ta buldugum baska günceleri de çevirdim. Herhalde sonbaharda Aziz Nesin’in gözden geçirilmis ve genisletilmis güncesi yeniden yayimlanir.

Sevgili Sabri Koz ikinci cildi de çevirmis. O da yayimlanacak.

Bu arada benim de popüler matematik kitaplarim (Matematik ve Korku, Matematik ve Oyun, Matematik ve Doga, Matematik ve Sonsuz) Bilgi Üniversitesi Yayinlarinlarindan çikti. Bu kitaplarin geliri Nesin Vakfi’nindir. Bir yenisi daha yolda.

Çocuklarimizin büyük emeklerle diktikleri ve her gün suladiklari domates, biber, salatalik, misir, kabak, kavun, karpuz vb. büyüyor. Salataliklari yiyoruz bile. Agaçlarimiz meyvelerini tasiyamaz halde. Ceviz fidanlarimizin birçogu iki metreyi asti. Yirmi yil sonra, evet yirmi yil sonra, hayir, artik on dokuz yil sonra, bize yilda 20 bin dolar gelir getirecek.

Özel bir lisenin ücreti 8 bin dolar. Yani bizim yirmi yil boyunca emek vererek, ter dökerek, zaman ve para harcayarak büyütecegimiz ceviz agaçlarimizin getirecegi gelir iki buçuk ögrencinin özel okul ücretine esit. Ben ekonomist degilim ve ekonomiden neredeyse hiç anlamam. Ama bu hesaba benim aklima yatmiyor. Bir yerde bir yanlislik olmali.

Daha daha neler oldu?

Mercedes’in torunu olacak! Milenia hamile...

Mercedes’in ikinci kizi Cilveli gençkiz oldu bile. O da ablasi gibi anasindan daha iri olacak belli ki.

Emektar Mercedes de çok yaslandi zavalli. Geceleri öksürügünü duyuyorum, nerdeyse cigerlerini tükürecek. Aynen insan gibi öksürüyor. İçim eriyor. Çok sömürülmüs, hor bakilmis. Geldiginde veremliydi. Veremin izi kalmis anlasilan. Ama sütü bol. Sütünden yogurt, tereyag, kaymak, peynir yapiyoruz. Az kalsin unutuyordum, Mercedes’in sütünü bir de süt olarak içiyoruz.

Türkiye'de çok tuhaf olaylar yasiyoruz ve bunlara "tam Aziz Nesinlik" diyoruz. Iste bu Aziz Nesinlik olaylardan birini yasadik geçenlerde.

Satilsin da Vakf'a gelir getirsin diye Almanya'ya 1000 kadar Aziz Nesin kitabi yollamak istedik. Eger basarili olursak ilerde daha da fazla kitap yollayacagiz. Önümüze dag gibi bir bürokrasi çikti. Örnegin yurtdisina çikacak kitaplarin bir listesini Emniyet'e vermek gerekiyormus. Çünkü yasak kitaplarin yurtdisina çikmasi yasakmis, yasak kitaplar illa da Türkiye'de kalmaliymislar... Kitaplarin listesini Emniyet'e yolladik. Arastirdilar. Sonuç geldi. Azizname 1948 yilinda yasaklanmis ve toplatilmis... Bunu biliyordum. Ama ötesi var: Kitaplarin, görüldükleri anda, mühürlenip kendilerine yollanmasi için bir yazi yollanmis Emniyet'ten sinir kapisina...
Hemen telefona sarildim, Emniyet’i aradim. Ilgili kisiyle konusmayi beklerken arkadan konusmalar kulagima çarpiyor, pek anlayamadim ama "Azizname" sözü bir kaç kez geçti. Belli ki telefonumdan telaslanmislar, ne diyeceklerini bilemiyorlar.

- Efendim, ben Nesin Vakfi'ndan Ali Nesin, konuyu biliyorsunuz saniyorum, Azizname'nin yurtdisina çikmasina izin vermemissiniz...
- Evet Ali Bey, Azizname 1948'de hükümet karariyla yasaklanmis...
- Ama efendim, 1948'den bu yana tam 53 yil geçti, yarim asirdan fazla... O gün bugün Türkiye üç küsur darbe gördü, kaç kez anayasa degisti, kaç kez af oldu, Sovyetler dagildi, Avrupa Birligi kuruldu, aya gidildi, bilgisayarlar, cep telefonlari, uydular.... Dünya tersyüz oldu... Hatta ve hatta o günden beri Azizname en az on basim yapmistir...
- On degil, on iki basim yapmis...
Pes dogrusu!
- Efendim, dedim, belli ki bu iste bir yanlislik var. Sizden istirham etsem acaba yanlisi düzeltmeniz mümkün müdür?
- Bizim kayitlarimizda 1948 yilinda hükümet kararıyla kitabin yasaklandigi yaziyor...
1948... İnönü'nün Milli Seflik dönemi... O dönemde sayilari üçü besi asmayan solculara yapilan baski, sanirim ancak 12 Eylül'de asilabilmistir. 1946-1950 dönemi Aziz Nesin'in en çok polis baskisi altinda oldugu dönemdir. Hani su meshur Markopasa, Malumpasa, Merhumpasa, Bizimpasa dönemleri...
En sakin ve en uzlasmaci sesimle,
- Beyefendi, dedim, kitabin 1948'de yasaklandigini biliyorum, ama daha sonra izin çikmis olmali. Lütfen bunu arastirir misiniz?
- Bizim kayitlarimizda sadece yasaklandigi yazili. Izin çiktigi yazmiyor...
- Ama belli ki izin çikmis...
- Arsivimizde böyle bir kayit yok...
- Elinizde kitabin yasaklandigina dair bir kayit var da, izin çiktigina dair bir kayit yok mu?
- Bizde yok, siz de var mi?
- Nasil olur? Yani elinizde yeterli bilgi olmadan mi karar aliyorsunuz?
- Efendim, Türkiye'nin halini siz de biliyorsunuz...
Güler misin aglar misin? Tam trajikomik. Bir polis memuru, yani bir devlet yetkilisi, ben vatandas Ali Nesin'e "Türkiye'nin halini siz de biliyorsunuz" diye Türkiye'den yakiniyor...
- Beyefendi, bu durumu basina bildirsem çok gülünç bir duruma düsersiniz. Lütfen su durumu düzeltin...
- Elinizde izin çiktigina dair bir belge varsa bize yollayin, biz gerekeni yapariz...
- Çok rica ederim efendim, dedim, ben mi kanitlayacagim kitabin yasaklanmadigini? Üstelik, 1948'den beri evimizi kaç kez bastiniz, çuval çuval, bavul bavul, sandik sandik, kucak kucak belgeyi evimizden alip emniyete götürdünüz ve bir daha da geri vermediniz. Bizde olmasi gereken belgeler sizde olmali, arsivinize bir kez daha bakin...

Telefonlarimi biraktim. Ama beni aramadilar. Aradan bir aydan fazla zaman geçti.

Iste böyle.

Ali Nesin

Nesin Vakfi Yönetmeni