| Sevgili Dostlar,
Geçen ay zaman bulup da Vakif mektubunu yazamadim. O zamandan bu
zamana neler oldu Vakif’ta?
7 Temmuz’da Aziz Nesin’i andik. Piknik yaptik, yedik içtik, sarkilar,
türküler söyledik, siirler okuduk, çocuklarimiz Aziz Nesin’in “Yüzde
Kaç Aptaliz” adli öyküsünü sahnelemisler, onu seyrettik, hem sahneleme
hem de oyunculuk gerçekten çok basariliydi. Sonra gece ates yakildi.
Yasa gömülmedik, hiçbir zaman da gömülmeyecegiz. Tam tersine...
Vasiyetiydi, “Arkamdan aglamayin” demisti. Hastanedeydi, kalbinden
rahatsizdi, ölümünden bir iki hafta önceydi. Salya sümük hüngür
hüngür aglayan bir delikanli görmüs koridorda.
- Herhalde anasi, babasi, bir yakini ölmüstür... demisti. Sakin
ha arkamdan böyle aglamayin. Ben bile hala daha babami düsündükçe
aglarim, ama yalniz basimayken... Böyle kendinizi koyvermeyin uluorta...
Daha daha neler oldu Vakif’ta?
Çocuklarimiz karnelerini aldi, çogu geçti, sinif atlayanlarimiz
bile oldu, birkaçimiz da kaldi. Önemli degil, onlar da seneye geçerler.
Liseyi bitiren gençlerimiz üniversite sinavlarina girdi. Bunlar
olagan gelismeler elbet...
Ama bizim için çok önemli bir gelisme var: Süleyman oglumuz basimiza
ressam oldu! Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitirdi. Seneye
Isviçre’ye gidiyor. Bir yil orada kalacak. Mehmet Ali oglumuz da
edebiyat ögretmenliginden mezun olacak bu yaz sonunda.
Süleyman’la Mehmet Ali yasama atilirken, iki yeni çocuk daha aliyoruz
aramiza. 4 ve 7 yaslarinda iki kiz çocugu. Bakalim onlar büyüyünce
ne olacaklar?
Aziz Nesin’in arkada biraktigi arsivi rutubetten, börtü böcekten,
farelerden, gün isigindan, tozdan ve insanlardan koruyacak bir arsiv
odasi yaptik. Aziz Yengin’in katkilariyla ve Theo Hasselo’nun emegiyle...
Kendilerine tesekkür ederiz.
Sayin Kültür Bakanimiz Istemihan Talay’in tesvik etmesiyle aylarimi
vererek hazirladigim Aziz Nesin Arsivi projesi, gene Sayin Kültür
Bakanimiz Istemihan Talay tarafindan reddedilmisti. Kendi ciliz
olanaklarimizla elimizden geleni yapiyoruz.
Keske Aziz Nesin yasasaydi da Vakf’inin ne kadar canli, ne kadar
neseli oldugunu görseydi... En azindan her yil birkaç dakika olsun
Vakf’i görebilse, sonra tekrar yumsa gözlerini...
Bir yildan uzun bir süredir haftasonlari Aziz Nesin’in Mumhala’sini
yayina hazirliyorum. Mumhala, Aziz Nesin’in güncesidir. Birinci
cildi eski Türkçeden çevrilip 1996’da yayimlanmisti. Bu arada ben
de eski Türkçe ögrendim ve eski çevirideki birkaç yanlisi düzelttim.
Vakif’ta buldugum baska günceleri de çevirdim. Herhalde sonbaharda
Aziz Nesin’in gözden geçirilmis ve genisletilmis güncesi yeniden
yayimlanir.
Sevgili Sabri Koz ikinci cildi de çevirmis. O da yayimlanacak.
Bu arada benim de popüler matematik kitaplarim (Matematik ve Korku,
Matematik ve Oyun, Matematik ve Doga, Matematik ve Sonsuz) Bilgi
Üniversitesi Yayinlarinlarindan çikti. Bu kitaplarin geliri Nesin
Vakfi’nindir. Bir yenisi daha yolda.
Çocuklarimizin büyük emeklerle diktikleri ve her gün suladiklari
domates, biber, salatalik, misir, kabak, kavun, karpuz vb. büyüyor.
Salataliklari yiyoruz bile. Agaçlarimiz meyvelerini tasiyamaz halde.
Ceviz fidanlarimizin birçogu iki metreyi asti. Yirmi yil sonra,
evet yirmi yil sonra, hayir, artik on dokuz yil sonra, bize yilda
20 bin dolar gelir getirecek.
Özel bir lisenin ücreti 8 bin dolar. Yani bizim yirmi yil boyunca
emek vererek, ter dökerek, zaman ve para harcayarak büyütecegimiz
ceviz agaçlarimizin getirecegi gelir iki buçuk ögrencinin özel okul
ücretine esit. Ben ekonomist degilim ve ekonomiden neredeyse hiç
anlamam. Ama bu hesaba benim aklima yatmiyor. Bir yerde bir yanlislik
olmali.
Daha daha neler oldu?
Mercedes’in torunu olacak! Milenia hamile...
Mercedes’in ikinci kizi Cilveli gençkiz oldu bile. O da ablasi gibi
anasindan daha iri olacak belli ki.
Emektar Mercedes de çok yaslandi zavalli. Geceleri öksürügünü duyuyorum,
nerdeyse cigerlerini tükürecek. Aynen insan gibi öksürüyor. İçim
eriyor. Çok sömürülmüs, hor bakilmis. Geldiginde veremliydi. Veremin
izi kalmis anlasilan. Ama sütü bol. Sütünden yogurt, tereyag, kaymak,
peynir yapiyoruz. Az kalsin unutuyordum, Mercedes’in sütünü bir
de süt olarak içiyoruz.
Türkiye'de çok tuhaf olaylar yasiyoruz ve bunlara "tam Aziz
Nesinlik" diyoruz. Iste bu Aziz Nesinlik olaylardan birini
yasadik geçenlerde.
Satilsin da Vakf'a gelir getirsin diye Almanya'ya 1000 kadar Aziz
Nesin kitabi yollamak istedik. Eger basarili olursak ilerde daha
da fazla kitap yollayacagiz. Önümüze dag gibi bir bürokrasi çikti.
Örnegin yurtdisina çikacak kitaplarin bir listesini Emniyet'e vermek
gerekiyormus. Çünkü yasak kitaplarin yurtdisina çikmasi yasakmis,
yasak kitaplar illa da Türkiye'de kalmaliymislar... Kitaplarin listesini
Emniyet'e yolladik. Arastirdilar. Sonuç geldi. Azizname 1948 yilinda
yasaklanmis ve toplatilmis... Bunu biliyordum. Ama ötesi var: Kitaplarin,
görüldükleri anda, mühürlenip kendilerine yollanmasi için bir yazi
yollanmis Emniyet'ten sinir kapisina...
Hemen telefona sarildim, Emniyet’i aradim. Ilgili kisiyle konusmayi
beklerken arkadan konusmalar kulagima çarpiyor, pek anlayamadim
ama "Azizname" sözü bir kaç kez geçti. Belli ki telefonumdan
telaslanmislar, ne diyeceklerini bilemiyorlar.
- Efendim, ben Nesin Vakfi'ndan Ali Nesin, konuyu biliyorsunuz saniyorum,
Azizname'nin yurtdisina çikmasina izin vermemissiniz...
- Evet Ali Bey, Azizname 1948'de hükümet karariyla yasaklanmis...
- Ama efendim, 1948'den bu yana tam 53 yil geçti, yarim asirdan
fazla... O gün bugün Türkiye üç küsur darbe gördü, kaç kez anayasa
degisti, kaç kez af oldu, Sovyetler dagildi, Avrupa Birligi kuruldu,
aya gidildi, bilgisayarlar, cep telefonlari, uydular.... Dünya tersyüz
oldu... Hatta ve hatta o günden beri Azizname en az on basim yapmistir...
- On degil, on iki basim yapmis...
Pes dogrusu!
- Efendim, dedim, belli ki bu iste bir yanlislik var. Sizden istirham
etsem acaba yanlisi düzeltmeniz mümkün müdür?
- Bizim kayitlarimizda 1948 yilinda hükümet kararıyla kitabin yasaklandigi
yaziyor...
1948... İnönü'nün Milli Seflik dönemi... O dönemde sayilari üçü
besi asmayan solculara yapilan baski, sanirim ancak 12 Eylül'de
asilabilmistir. 1946-1950 dönemi Aziz Nesin'in en çok polis baskisi
altinda oldugu dönemdir. Hani su meshur Markopasa, Malumpasa, Merhumpasa,
Bizimpasa dönemleri...
En sakin ve en uzlasmaci sesimle,
- Beyefendi, dedim, kitabin 1948'de yasaklandigini biliyorum, ama
daha sonra izin çikmis olmali. Lütfen bunu arastirir misiniz?
- Bizim kayitlarimizda sadece yasaklandigi yazili. Izin çiktigi
yazmiyor...
- Ama belli ki izin çikmis...
- Arsivimizde böyle bir kayit yok...
- Elinizde kitabin yasaklandigina dair bir kayit var da, izin çiktigina
dair bir kayit yok mu?
- Bizde yok, siz de var mi?
- Nasil olur? Yani elinizde yeterli bilgi olmadan mi karar aliyorsunuz?
- Efendim, Türkiye'nin halini siz de biliyorsunuz...
Güler misin aglar misin? Tam trajikomik. Bir polis memuru, yani
bir devlet yetkilisi, ben vatandas Ali Nesin'e "Türkiye'nin
halini siz de biliyorsunuz" diye Türkiye'den yakiniyor...
- Beyefendi, bu durumu basina bildirsem çok gülünç bir duruma düsersiniz.
Lütfen su durumu düzeltin...
- Elinizde izin çiktigina dair bir belge varsa bize yollayin, biz
gerekeni yapariz...
- Çok rica ederim efendim, dedim, ben mi kanitlayacagim kitabin
yasaklanmadigini? Üstelik, 1948'den beri evimizi kaç kez bastiniz,
çuval çuval, bavul bavul, sandik sandik, kucak kucak belgeyi evimizden
alip emniyete götürdünüz ve bir daha da geri vermediniz. Bizde olmasi
gereken belgeler sizde olmali, arsivinize bir kez daha bakin...
Telefonlarimi biraktim. Ama beni aramadilar. Aradan bir aydan fazla
zaman geçti.
Iste böyle.
Ali Nesin
Nesin Vakfi Yönetmeni
|