|
Yazılar 2005
Sivas’tan … Aziz Nesin’e…
Sevgili Aziz Nesin,
Tam on yıl olmuş siz
gideli…Oysa bana dün gibi geliyor. Daha düne kadar sizinle konuşup
dertleşiyordum ya… Sonra birden kendimi toparlayıp, ne dünü , nice
on yıllar oldu Aziz Bey’i yitireli diyorum. Gericiliğin bunca ağır
basması, karanlığın bunca yayılması ondandır…
Siz aramızdan
ayrıldığınızda takvim yaprakları 6 Temmuzu gösteriyordu. Ama ben hep
2 Temmuz diye belledim, o cevahirin, yüreğinizin kararmasını… 2
Temmuz 1993’de yaşanan o meşum , o vahşet dolu , o utanç gecesinden
sonra yüreğinize yerleşen “Sivas Acısı”ydı sizi aramızdan söküp
alan. 37 insanımızı , aydınımızı, yazarımızı, şairimizi ve aynı
zamanda tüm hukuk ilkelerini, çağdaşlığın, uygarlığın tüm değer
yargılarını yok eden , yobazlığın , ortaçağ zihniyetinin egemen
olduğu o meşum gecenin acısı…
Bu gün Aziz Bey, o acıyı
unutmak değil ama bilmek, öğrenmek için ve bir daha asla böyle bir
vahşet böyle bir acı yaşamayalım diye oranın bir müzeye bir kültür
merkezine dönüştürülmesi gerek. Sivil Toplum Kuruluşları böyle bir
girişim ve çalışmanın içinde. Dilerim gerçekleşir. Şimdilik Madımak
Oteli hala otel, alt katı da kebapçı! 12 Yıl önce böyle bir olay hiç
olmamış, yaşanmamış gibi yapmak , vahşeti ve acıyı yok saymak,
yaranın yeniden kanaması, ölümlerin tekrarlanmasından başka bir işe
yaramıyor.
“Ilımlılaşıyoruz” Aziz Bey O akşam beyinlerini
hurafelerin kemirdiği ; yürekleri, vicdanları, düşünme yetileri de
olmadığından insan demeye dilimin varmadığı kara mahluklar, kara
cenabetler, kara yobazlar, cehalet, kin, öfke, şiddet ve yalan
ateşiyle Madımak Oteli’nde sizi ve o güzelim insanları
yaktıklarında, “şeriat isteriz” ulumaları yankılanıp
durmuştu…
Şimdi düşünceler değişmediyse bile , ifade biçimi
değişti Aziz Bey. Şimdi “kibar” olmaya çalışıyorlar. Ellerinde ateş
ve yanan odunlarla uluyarak saldırmıyorlar. Daha “şık” giyiniyorlar.
“Ilımlı” davranmaya, “ılımlı” konuşmaya, “ılımlı” görünmeye
çalışıyorlar. Örneğin, yasa dışı kuran kurslarını, medreseleri
hayata geçirmeye çalışıyorlar… Örneğin, Sivas suçluları yavaş yavaş,
sırayla serbest bırakılıyor. Geçen yılın ya Kasım sonuydu ya Aralık
başı, 9 hükümlü daha , bu kadar yattıkları yeter, diye salıverildi.
Ben biraz daha yandım… Ama baktım hiç sorgulayan olmadı…
Örneğin, artık sokaklarımızda dolaşan kara çarşaflı
kadınları , kafalarında takkeler, şalvarlı erkekleri kimse
yadırgamıyor…
Arada kalabalık gruplar halinde beğenmedikleri
yerleri basıyorlar ; beğenmedikleri reklam panolarını söktürüyorlar,
vitrinleri değiştirtiyorlar…
Şimdilik bu kadarıyla idare
ediyorlar… Kısacası Aziz Bey, “Ilımlı İslam” bir ülke olmaya
çalışıyor Türkiye.”Ilımlı İslam” diye bir kavram olamayacağını
haykırdığınızı duyar gibiyim. Aynen öyle ama …
İşte büyük
kocaman medyamız da ne yapsın, sahibinin sesini duymaktan gayrı bir
şey duyamıyor! Bugün Hayatta olsaydınız Sevgili Aziz Bey, bugün
hayatta olsaydınız eğer, toplumu dürtmekle, uyarmakla, sarsmakla
kalmaz, en olağan diye kabul ettiğimizin hiç de olağan olmadığını
görmemize neden olur , yaşamın her anını sorgulamamıza, bizi
yönetenlerden, çevremizden, hatta kendimizden hesap sormamıza yol
açardınız...
Her zaman olduğu gibi şimdi de ölesiye
çalışmayı, üretmeyi sürdürürdünüz. Bir konferanstan öteki panele
koşar, düşünce platformunda açtığınız tartışmalarla , kimilerini
öfkeden çılgına çevirir , ama çoğunluğun da rehavet, miskinlik ve
bıkkınlık içinde boş vermişliğe, vurdum duymazlığa terk edilişini
engellerdiniz...
Siz ki, gücünüzü hep halktan aldığınızı
söylersiniz, geçen hafta sonu İstanbul’daki Irak Dünya Mahkemesi’nde
ne mutlu olurdunuz. Çünkü o da gücünü ve meşrutiyetini dünyanın dört
bir yanındaki halklardan alıyordu. Suç işleyenlerden hukuku yok
sayanlardan hesap soruyor ; tarihe kayıt düşüyordu. Irak işgalini
doğal, olağan sayanlara, amansız bir tokat indiriyordu. Elbet,
kimileri çok sinirlendi bu işe…
Hele hele İstanbul’da
gerçekleşmesine, bunca yoğun ilgi görmesine , hiçbir şeyin
aksamamasına, bunca başarılı olmasına daha da çok sinirlendi.
Gözlerim mahkeme boyunca hep sizi aradı.
Bugün hayatta
olsaydınız , kim bilir ne güzel öyküler üretirdiniz, parasızlıktan
kan ağlayan milletvekilleri üzerine. Maaşları yetmiyormuş,
lojmanları alınmış, kredi kartlarına el konmuş, vekili oldukları
milleti yedirip içiremiyorlarmış! Vah zavallılar öyküsünü kimse
sizin gibi yazamazdı! Ve kim bilir daha gözümüzden kaçan ne
Azizlikler bulur çıkarırdınız! “Sivas Acısı” Bugün 2 Temmuz Aziz
Bey. Yüreğimde
“Sivas Acısı”.
Bu başlığı taşıyan
dizelerinizi okurlarla paylaşmak istiyorum: “Ben tanırım / Bu bulut
bizim oranın bulutu / Hemşeriyiz ne de olsa / Benim için kalkmış ta
Sivas’tan gelmiş / Yurdumun bulutu / Başımın üstünde yeri var.
Ben bilirim / Bu rüzgar bizim oranın rüzgarı / Hemşerimiz ne
de olsa / Benim için kopup gelmiş yayladan / Yurdumun rüzgarı /
Kurutsun diye akan kanı .
Ben anlarım / Bu acı bizim ora işi
hançer acısı / Bir ülkedeniz ne de olsa / Aynı dili konuşsak da/
Anlamayız birbirimizi / Hançerin nakışı / Tanıdım acısından Sivas
işi.
Ben duyarım duyumsarım / Bizim oranın sızısı bu / Binip
kara bir buluta Sıvas ilinden / Sıvas rüzgarında uçup gelmiş /
Helallik dilemeye.
” Sevgili Aziz Bey, bugün Çatalca’da Nesin
Vakfı bahçesinde tüm çocuklar , tüm dostlar yine sizi anacak, sizi
söyleyecek, sizinle paylaşacak tüm düşüncelerini ve duygularını. Bu
arada çocuklarınızdan birine Ali Nesin’e ve Nesin Vakfına dedikodu (
yeni tür gazeteciliğin adı bu) düzeyinde de olsa zarar vermeye
çalışanlar boşuna heveslenmesin. Sizi de , Ali Nesin’i de bilen
biliyor. Gerisi laf-ı güzaf …
Sizi çok özlüyorum, çok
özlüyoruz demeye , gerek yok sanırım…
2 Temmuz 2005-
Cumhuriyet
|