TIRMIK AYDIN ENGİN
İrem'in Pabucu Dama Atılmış...
En zoru budur işte. Artık memlekette değilim ki ülke sorunları üstüne
''yüksek fikirlerimi, ağır yorumlarımı'' yazayım.
Almanya toprağına gece ayak bastım; apar topar kalacağım eve gittim;
bir süre çene çaldıktan sonra vurup kafayı yattım. Şimdi sabah. Bir tas
kahve içip şu yazıya oturdum. Yani Almanya'dan aktarılacak ''yüksek
fikir - ağır yorum'' da henüz yok.
Eee, ne yazılacak şimdi?
Hah, bu da soru mu?
Siyasetteki çalkantı yüzünden bir türlü sıra gelmeyen, geciktiği için
gazetecinin kafasını ve yüreğini tırmalayan Nesin Vakfı 'ndan haberleri okura iletmenin tam da
sırasıdır.
Bilenler çok, ama ola ki bilmeyen, hatta duymayanlar vardır:
Aziz Nesin ölümünden yıllar ve yıllar önce,
yanılmıyorsam 1974 ya da 1975'te ''Nesin
Vakfı'' nı kurdu. Vakfıyesi de kitaplarının geliri oldu. İstanbul'un
Trakya'daki ilçesi Çatalca'da üç beş dönümlük bir minik çiftlikte kimsesiz
ya da çok yoksul ailelerin küçük çocuklarının yaşama ve ülkeye
kazandırılacakları bir yuva oluşturdu.
Gönül verenlerin katkılarıyla Vakıf büyüdü ve yürüdü. Yani Aziz Nesin ''olmaz'' sanılanı ''olur''
kıldı.
Oğlu Ali Nesin de
babasının ölümünden sonra ''Artık yürümez'' denileni ''yürür''
kıldı.
Nesin Vakfı'nın bahçesinde yıllardır ve
şimdi, yani hâlâ çığlıklar, kahkahalar atarak küçücük çocuklar koşuşuyor.
Geçen yıllarda Ali Nesin güzel de bir âdet çıkardı. Her ay Nesin Vakfı dostlarına e-posta ile mektup yollayıp,
Vakfın bir ayını anlatmaya başladı.
Bu mektuplardan biri geçen yıl bu köşede yayımlandı. Sizi bilmem, ama
ben o mektubu, o mektuptaki küçük İrem 'i hiç unutmadım. Ali Nesin'in ayda bir
yolladığı ''Vakıf mektupları'' nı her ay okura iletmeyi kafaya
koydum. Gel gör ki Ali Nesin'in mektupları kesildi.
Meğer Vakfı güvenilir ellere teslim edip matematiğe, yani akademik
yaşama bir yıllığına dönüş yapmış. Şimdi ise yeniden yurda ve Vakfa
dönmüş. ''Vakıf mektupları'' da yeniden başladı.
İlk mektuptan bazı bölümleri sizlerle bölüşmek istiyorum. Ola ki
içinizden bazıları ''olmazı olur kılan'' Aziz Nesin'e, ''yürümezi yürür kılan'' Ali Nesin'e omuz verir.
Böylece bu Tırmık kırk yılın başı işe yarar.
*****
Geçen yıl yayımlanan mektubun kahramanlarından İrem'i anımsayanınız var
mı? Hani Vakıf'ta ''Fasulye mi ekelim, domates mi, patlıcan mı, bamya
mı'' tartışmasına ''Makarna ekelim'' diye katılan küçük İrem'i?
Ali Nesin
yazıyor:
''... İrem'i anımsar mısınız? Hani en küçüğümüzdü. Anaokulundaydı.
Müthiş sevimli bir kız. Tam bir cimcime. Cır cır konuşur... İrem'in
saltanatına son verildi. Üç küçük çocuğumuz daha var artık: Neslişah,
Nurgül ve Umut ...
Umut, Vakfa geldiğinde canavardı. Bir elinde taş, öbür elinde
sopa, kendini koruyordu... Daha sonra çocuk oldu. İrem'in pabucunu dama
atan Neslişah ise dört yaşında katıldı aramıza...
Neslişah, Nurgül ve İrem cıvıl cıvıllar; çığlık çığlığa ordan oraya
koşup duruyorlar. Koşma düşersin, bağırma başım ağrıyor, diyen yok... Umut
çok daha ağırbaşlı.
Ama şimdi de Neslişah'ın saltanatına son verilecek. Beş yeni çocuk
daha alıyoruz. En küçüğü üç yaşında...''
Küçüklerden bu kadar. Gelelim ''Nesin
çocukları'' ndan büyüyenlere.
Ali Nesin
yazıyor:
''...Gençlerimizden Tarkan , Ankara Üniversitesi Fizik
Bölümü'nü bitirdi. Bu yıl aynı üniversitede yüksek lisansa başlayacak...
Geçen yıl Türkçe öğretmenliğini bitiren Mehmet Ali 'nin tayini ise Çatalca'ya çıktı. Mehmet Ali'nin Kars'tan Vakfa gelişini dün gibi anımsıyorum.
Beş yaşında sümüklü bir çocuk olarak geldiği Çatalca'da şimdi öğretmenlik
yapıyor. Kendine bir de ev tuttu. Darısı diğerlerinin başına...''
Çocuklardan bu kadar. Gelelim, Vakfın hayvanlarına.
Bir kere emektar inek Mersedes'in torunu olmuş. Genç inek Milenya
doğurmuş. Ali Nesin'e göre bu iyi haber. Ama bir de kötü haber var:
Milenya bir boğa doğurmuş. Boğa dediğin süt müt vermez. Ali Nesin boğayı ne
yapacaklarını kara kara düşünmekte.
Ali Nesin'in kara
kara düşündüğü başka sorunlar da var.
Kendisi anlatsın:
''...Akan damları, çatıları aktardık. Kış yaklaşıyor. Kömür almak
lazım... Okullar açılıyor. Çocuklara önlük, kitap, kalem almak lazım.
Ayrıca okullara harç, kayıt parası filan vermek gerek...'' Son
paragrafı bir kez daha okur musunuz?
Yapabileceğiniz bir şey varsa ne yapmanız gerektiğini herhalde
anladınız!..
aengin@doruk.net.tr |